İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Takva azalınca, işimizi kitaba uydurmaya başladık!

Profesör Doktor Hayrettin Karaman Yeni Şafak’taki bugün yer alan köşe yazısında katılım bankacılığının gelişim serüvenine yer verirken maddi hayata verdiğimiz önemin artmasıyla işimizi kitaba uydurmaya yönelik fetvaların artmaya başladığını ifade etti. Karaman, eksiklikleri olsa da katılım bankalarının doğrudan faize bulaşmanın önünde büyük bir engel olduğunu ve bu kurumları korumamız gerektiğini söyledi. İşte Karaman’ın bugünkü yazısı:
(https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettinkaraman/katilim-bankalarini-nicin-korumaliyiz-2053774)

“1940’lı yıllarda Hindistan’da İslâmî iktisat ve finans üzerinde çalışmalar ve yayın başladı. Geçmiş zamanlarda ihtiyacı için para arayanlar para vakıfları, cami akçesi, karz-ı hasen gibi kurum ve uygulamalardan temin ediyorlardı. Zaman içinde bunlar ihtiyaca cevap vermeyince fukaha, açıktan faizli kredi almaktansa şeklen olsun faize bulaşmamış olmak için yollar aradılar. Para faizsiz mülk kirasız, ödeyince geri almak şartlı taşınmaz alım satımı, daha da ötesi bir malı paraya ihtiyaç duyana vadeli yüze satıp doksana peşin geri alma (ıyne satımı) yollarını uygulamaya soktular. Sonuncusu açıkça hadise aykırı olduğu için araya üçüncü şahsın girmesi formülünü uyguladılar. Hâsılı takva azaldıkça, dünya ve madde sevgisi ahirete galip geldikçe İslâm’ın adil ve kardeşçe talimatının arkasından dolaşma, işi kitabına uydurma yollarına başvuruldu.

Bu uygulamalara formül bulan fukahayı kınamıyorum; onlar halkın hiç olmazsa açık (şekil ve hakikat olarak) faize bulaşıp zamanla bunu önemsiz görmelerinin engellemek istediler. Kınanması gerekenler ellerinde ihtiyaç fazlası paraları olduğu halde bunu ihtiyaç sahibine hibe, karşılıksız ödünç, tasadduk gibi yollardan vermeyenlerdir.

Şahsi ihtiyacı için değil de yatırım ve üretim için paraya (sermayeye) ihtiyacı olanlara da İslâm çeşitli ortaklık yollarını göstermişti.

Şahsi veya ticari ve ekonomik ihtiyaçlar için para bulma işi çağın şartlarında kişiler arasında olmaktan çıktı, kurumlaşma ihtiyacı doğdu.

Şahsi ihtiyaçlar için gerekli kurumlaşma (zekât kurumu, karz-ı hasen kurumu, karşılıksız bağış uygulaması) hâlâ yeterli olmayıp ihtiyacın karşılanması için himmet ve hassasiyet sahibi Müslümanları beklemektedir.

Yatırım, üretim ve ticaret için sermayeye ihtiyacı olanların faizden kaçınmayanları faizci bankalardan işlerini görüyorlar ve pek çoğu da büyük zararlara maruz kalıyorlar.

Faize bulaşmadan iş görmek isteyenler için önce Hindistan’da, sonra Mısır’da (altmışlı yıllarda) İslâmî finans ve bankalar gündeme geldi.

Altmışlı yıllarda vaiz idim, cemaatim arasında az çok parası olup bunu yastık altında tutmak istemeyen, meşru yoldan nemalandırma yolu arayan Müslümanlar bana soruyorlardı. Bugün olduğu gibi o günlerde de kooperatif kavramı ve uygulaması yeterli değildi. Önümüzde, namuslu ve takva sahibi işadamlarına paralarını ortak olarak vermekten başka yol yoktu, fakat böyle adamları nasıl bulacaktık, tavsiye ederek sorumluluk altına nasıl girecektik?

1970’li yıllarda Mısır tecrübesini anlatan bir kitabı tercüme ederek önce bir gazetede dizi olarak sonra bir kitapta yayınladım. Merhum Hamidullah Hoca, Sabahaddin Zaim, tercüme yoluyla Salih Tuğ gibi isimler de bir şuur oluşmasına katkıda bulundular. 1980’li yıllarda ülkemizde bu ihtiyacı karşılamak arayışları başladı.

Özel Finans Kurumu adıyla ilk faizsiz banka ve finans kurumunun oluşmasında merhum Turgut Özal’ın, Korkut Özal’ın, Abdullah Tivnikli’nin ve daha başka gayret ve himmet sahiplerinin emekleri vardır.

Bu kurumun kanunu yoktu, 1984’te çıkarılan bir KHK ile kurulmuştu. Doksanlı yıllarda kanun kapsamına alındı, adı Katılım Bankası oldu. Demokrasinin inkıtaa uğradığı zamanlarda bu bankaları baltalamak için her şeyi yaptılar. Yeni banka ve yeni şube açtırmadılar. Hem kanunda hem de yönetmelikte uygunsuz ifadeler vardı. Bu yıla kadar resmi olmayan “şer’î danışma heyetleri”, “işlemleri karşılıklı sözleşme ve akitleşmelerde fıkha uygun yaptırarak” çözüm oluşturdular. 2019’da amaca ve fıkha uygun yönetmelikler ve tebliğler yayınlandı.

Bundan böyle adıyla sanıyla fıkıhta geçen ve meşru olan işlemler resmileşti. İşlem ve muhasebe buna göre yapılabilecek.

Katılım bankalarının karşısında faizci bankalar var, bunlarla rekabet etmenin de zorlukları var. Başta bu durum olmak üzere daha başka sebepler, katılım bankalarını, “müşteriye vekâlet vererek malı satın alıp vadeli satma (murabaha)” usulünü daha ziyade kullanmaya sevk etti. Her fırsatta bunun azaltılması ve ortaklık veya leasing usulünün daha ziyade kullanılmasını tavsiye ve teşvik ettik. İlgililer de bu yönde çalışmalar yapıyorlar.

Bir kurumu ve kuruluşu yıkmak, yok etmek kolaydır, yapmak ve ıslah daha zordur. Biz yıkmadan, yok etmeden ıslahı tercih ediyoruz. Sabır, iyi niyet, bilgi, gayret, güzel ahlak ile zaman içinde İslâmî finansın ideal şeklini bulacağı ümidini taşıyorum.

Mevcut uygulamada bazı tereddütler ve kasten yanlış anlatımlar var. Bir yazıda da onlara temas edeyim inşallah.”

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir