İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“İslam ekonomisi, kapitalist düzene karşı bir söylemdir”

ÖNSİAD Kurucu Başkanı Rasim Erdoğmuş, “İslam ekonomisi konusu, dünyanın sömürüden bıktığı, insanlık onurunun yerle bir edildiği, insan denilen bu yüce varlığın çok kazanma hırslarına kurban edildiği, ahlakın, karakterin, insana ait bütün güzelliklerin yerle bir edildiği bir dünyada bu kapitalist mantığının karşısına yeni bir modelin inşa edilmesi gerektiğine inandığımız bir söylemdir, harekettir.” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), İstanbul Üniversitesi İslam İktisadı ve Finansı Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSİFAM) ve Önder İş Dünyası Sanayici ve İş Adamları Derneği (ÖNSİAD) iş birliğiyle üniversitenin rektörlük binasında “Uluslararası İslam Ekonomisi” paneli düzenlendi.

Programın açılışında konuşan Erdoğmuş, “Mukaddes Emanetler Hizmetinde Beş Asır” projesini ortaya çıkardıklarında bu projenin Türkiye’nin gençleri tarafından bilinmesi için çalıştıklarını kaydederek, mukaddes emanetlerin sadece bir elbiseden, ayak izinden, bastondan ibaret olmadığını bunun arkasında önemli bir misyonun, kültürün yattığını ve bunun mesajının ne olduğunu gelecek nesillere anlatmak düşüncesiyle bu projeyi geliştirdiklerini söyledi.

Dünyanın birçok ülkesinde İslam ekonomisi enstrümanlarının bugün kullanıldığını vurgulayan Erdoğmuş, “İslam ekonomisi konusu, dünyanın sömürüden bıktığı, insanlık onurunun yerle bir edildiği, insan denilen bu yüce varlığın çok kazanma hırslarına kurban edildiği, ahlakın, karakterin, insana ait bütün güzelliklerin yerle bir edildiği bir dünyada bu kapitalist mantığının karşısına yeni bir modelin inşa edilmesi gerektiğine inandığımız bir söylemdir, harekettir. Dünyaya 6 asır gerçekten huzur ve barış getiren, insanı merkeze alan, insan onurundan başka hiçbir şeyin önemine bakmayan bir medeniyeti yeniden günümüze uyarlayarak, günümüz enstrümanlarıyla bunu güncelleyerek gelecek nesillere bir ışık tutabiliriz.” diye konuştu.

Erdoğmuş, “Mukaddes Emanetler Hizmetinde Beş Asır” projesinin çok kıymetli olduğunu ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Türkiye’nin yakalamış olduğu şansları bundan sonraki nesillere aktarmak ve bu nesillerin gelecek vizyonunda etkin olma adına bu proje kıymetli ve önemli bir projedir. Topkapı Sarayı’nda sergilenen birkaç yüz tane eser önemlidir, kıymetlidir ama ümmetin birliği Orta Doğu coğrafyasının ve insanlığın huzuru noktasında bu emanetlerin ne ifade ettiği tartışılmalı ve konuşulmalıdır. İslam ekonomisi bütün açıklığıyla ve enstrümanlarıyla bununla yeni bir yol haritaları belirleyebilir mi, ticari hayatın içerisinde ne kadar etkin olabilir, dünya pazarında ne kadar karşılık bulur bunların hepsi zaman içerisinde görülecek şeyler. Dünyaya bir soluk lazım. Dünya bir ses ve soluk bekliyor. Biz 1850’lerden başlayarak 1900’lü yıllarda hayatı ıskalamışız, insanlık onuru tarumar edilmiş, hayatı bir ıskalamışız ümmet paramparça olmuş. Yeniden bir ses lazım dünyaya, İslam ekonomisi adına Türkiye’de bunun mihmandarlığını yapmalı. Böyle düşündüğümüz için bu hayallerin peşinde koşuyoruz.”

– “Türkiye bütün toplumların ümit bağladığı bir rolü üstlendi”

İSİFAM Başkanı Prof. Dr. Mehmet Saraç da Osmanlı tecrübesinin kendilerine birçok konuda sağlam bir temel oluşturma noktasında katkılar verdiğinin altını çizerek, yarınlara dair yeni bir şey söyleyebilmek için bu zengin tecrübeden yararlanmaları gerektiğini dile getirdi.

Osmanlı’nın kutsal emanetlerin kendisine geçmesinden sonra çok önemli bir misyon üstlendiğine dikkati çeken Saraç, şöyle konuştu:

“Aslında bu misyon devam ediyor. Bugün Türkiye sadece İslam toplumlarının değil adalet arayan, refah arayan bütün toplumların gerçekten ümit bağladığı bir rolü üstlenmiş durumda. Medeniyet dediğimiz zaman elbette medeniyeti oluşturan en önemli bileşenlerden biri ekonomi, iktisat, bir medeniyetin iktisadi düşüncesi, anlayışı ve işleyişiyle sistemi. Dolayısıyla dünyanın özellikle 2008 krizinden sonra daha yüksek sesle dillendirmeye başladığı hem akademik hem kurumsal sektör bazında yeni paradigma arayışlarına biz İslam iktisadı ve ekonomisi perspektifinden nasıl bir cevap üretebiliriz sorusunu artık daha ciddi sormaya ve uygulamaya başladık. Teorik olarak geçmişin daha çok Hindistan, Pakistan merkezli bir literatürün oluştuğu, Mısır merkezli uygulama alanında birtakım denemeler olduğunu görüyoruz. 1970’lerle birlikte Orta Doğu’nun yükselen bir körfez sermayesinin önümüze çıkardığı bir İslami bankacılık sektörü ve elbette bugün bir Malezya gerçeğiyle karşı karşıyayız.”

İÜ İktisat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Haluk Alkan ise bir sistemin, düşünsel zenginliğe, bu zenginliğe dayalı bir teorik zemine, düşünce ve teorinin uygulamaya geçirilebileceği bir habitata gereksinim duyduğunu aktararak, sistemlerin bütün bu unsurları anlamlı ve bütünlük haline getirebildiği ölçüde inandırıcı olabileceği ve kitleleri peşinden sürükleyebileceğini ifade etti.

Kaynak: AA

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir