İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Gayemiz, kapitalizmi kökünden kazımaktır!”

Yeni Şafak Gazetesi yazarı Mustafa Kutlu, dün kaleme aldığı köşe yazısında kapitalizmin dünyamızı saran dayatmalarından nasıl kurtulacağımızı yazdı. Akademik söylemler yerine “kahve ağzı” ile yazıyı kaleme aldığını ifade eden Kutlu, istiğna düsturunun önemine vurgu yaptı. İşte o yazı:

Sanayie (endüstri) kafa tutmanın, alıp başını giden teknolojiye, “yaramaz, gavur icadıdır” demenin, gelişmeyi-kalkınmayı-zenginliği refah ve konforu “reddetmenin” ne mânası var?

Bu “mâna”yı altı aydır anlatıyorum: Elbette ki okuyanların kahir ekseriyeti anlamıştır.

Kahve ağzı ile konuşuyorum, felsefe yapmıyorum.

İnanıyorum ki, bu teklif karşısında tüm insanlık şöyle diyecek: “Keşke dünya senin dediğin gibi güllük-gülistanlık olsa”. Hepimizin bir yeşil bahçe içinde tek katlı, pembe pancurlu sevimli bir evi olsa. Hep birlikte, barış içinde mutlu-mesut yaşasak.

Ama bu bir masal!

Böyle bir dünya yok, olmadı, olmayacak, diyeceksiniz. Habil ile Kabil’i hatırlatacaksınız. İnsan insanın kurdudur diyeceksiniz. Çağdaşlığın otobüsüne tıkıldığınız için nefes darlığı çekerek, ayakta kalmaya çabalayarak “İlerleyelim beyler” demeye devam edeceksiniz.

Ben aklımı peynir-ekmekle yemedim.

Sanayi (endüstri) elbette, şapka kanunu gibi, harf inkılabı gibi “mülga” deyince bir gecede yok olamaz. Hele insanlığın neredeyse tamamı âb-ı hayatı bulacağım diye bu büyülü yolculuğa evet demişken.

“Peki nasıl olacak bu iş?”

Tekraren söylüyorum: Âmentüye inananlar kalben, zihnen, fikren bu “Red cephesi”ne katılacak. Katılmalı.

Günümüzde insanlar “doğal” olanın peşindedir. Ne yazık ki içinde bulunduğu kapitalist kafes doğada doğal olan bir köşe, bir sığınak bırakmak istemiyor. “Red cephesi” radikal olmayı göze alsa dengeler değişecek. Bir “utangaç” hamle görüyoruz.

Hani işlenmiş gıdalara şüphe ile bakılmaya başlandı, “organik” “moda” oldu ya! Neden oldu? Sağlıklı yaşam arzusu ile. Dediğim bu değil. Silikon vadisi “organiğin endüstrisini” de kurabilir. İlaçta kurdu bile.

Biz huzur ve mutluluk peşinde değiliz. Şunu mıh gibi zihnimez çakalım: Gayemiz kapitalizmi kökünden kazımaktır.

Peki nasıl olacak?

Herhalde stratejik önemi haiz sanayi dokunulmazlığını koruyacak? Bilemem. Böyle bir envanter benim işim değil.

Ama “Şehirleri boşaltın” sloganını atabiliriz. Anadolu’nun bomboş yatan vatan toprağı bizi bekliyor. İşsize iş, aşsıza aş. Tencerede pişirip kapağında yiyelim. Diyeceğim ama!

Bu dolmayı kimse yutmaz.

Kim olursa olsun fizibil bir proje ister, yarınından emin olmak ister, sosyo-ekonomik, reel-politik, dünya şartlarında bir GSMH ister.

TİPİK BİR EHL-İ DÜNYA TAVRI BU.

Yani bedenim zevk içinde, canım cennette olsun. Şunu unutmayın: Bizim, cennetimiz öte dünyada. Bu, hayatımız zillet içinde geçsin demek değildir. Müslüman her hâl ü kârda izzetini, iffetini, ehlini, onurunu koruyacak, Hak’tan gayrısının önünde eğilmeyecek. Bağımsızlık esastır.

Ne demektir bu? Şu demektir hayatının her ânında ibadet ve cihat ile olacak. Açken de, tokken de. Kötüsü geldiğinde su koyvermeyecek.

“Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz” diyebilirsek, ne emperyalizmin yaptırım gücü, ne İMF, ne sıcak para, ne enflasyon bize diz çöktüremez. “Yine hamasete bağladın” demeyin. 15 Temmuz ruhuna inanın.

İşi cedel vadisine dökmek niyetinde değilim. Otomobillerinizi, beyaz eşyanızı ve cep telefonunuzu elinizden alacak değilim.

Siz de bana Mustafa Kutlu bir merkep al, işine onunla git-gel demeyin.

Kahve ağzı dedikse seviyeyi bu kadar düşürmeyelim.

Şimdi sadede gelelim.

Demir-çelik, petro-kimya, savunma, tekstil, dijital 4-0 vesaire vesaire. İstihdam, ihracat, bütçe, maaş vesaire vesaire. Bunları alın, ne yapacaksınız yapın.

Bana Gediz’i, Menderes’i, Ergene’yi, Kızılırmak’ı, bunları besleyen bülbülü eti için öldürmek saydığım HES kurbanı, dereleri, atık sular ile kirlenen yok olan gölleri, zehirden ölmekte olan toprakları, yerleşime açılan tarım arazilerini, yağmalanan yaylaları, balık nesli kurumakta olan denizleri verin.

“Benim yüzüm yerde gerek / Bana rahmet yerden yağar” diyerek tıpkı cedlerimizin İlây-ı Kelimetullah için Gelibolu’ya geçmeleri gibi “Şehirleri boşaltın” sloganıyla dualar ve ilahilerle toprağa dönelim. “Ahlâk Nizamı” böyle kurulur. (Kalbi kararmışlar ver mehteri ver gazı diye otuz iki dişini gösterip sırıtabilir).

“Yoldan çık” kışkırtıcı bir söz. Tam sırası. Tüm dünyanın yürüdüğü yoldan çıkıp “Sırat-ı müstakim”e varalım.

Az konuşup, az uyuyup, az yiyerek kanaat toplumunu kuralım. Yaşama zevkini bırakıp, yaşatma aşkına gönül verelim. Sabırlı ve azimli, lakin gösterişsiz ve nümayişsiz çalışan sulh cephesinin maden işçileri, gerçek akıncılardan olalım.

İşi yine edebiyata, hamasete bağladığımı sananlar güya gerçeğin kırbacını şaklatarak “bize hikâye anlatma” diyecekler.

Yoo! Kuru gürültüye pabuç bırakmam. O çok bağlandığınız “gerçeği” gözünüze sokacak bir misal vereceğim.

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir