İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

“Katılım bankacılığı” yetmez “yatırım bankacılığı” da öncelenmeli

Yeni Şafak gazetesinden Levent Yılmaz’ın bugün yayınlanan “Faiz ve stratejik bir yanlış” başlıklı yazısı:

“Aslında bugünler tam da bu konuları konuşmanın zamanı. Çünkü; dünyanın ekonomik ağırlık merkezi hızlı bir şekilde Batı’dan Doğu’ya doğru hareket ediyor. Avrupa Birliği’nin geleceği giderek daha belirsiz hale geliyor. ABD ekonomisi ayakta kalabilmek için korumacılıkta “ekonomik ırkçılık” diyebileceğimiz kadar ileri gidiyor. Çin sadece üretim de değil aynı zamanda finansta da hızlı bir yol kat ediyor. Körfez sermayesi, petrol fiyatlarının yeniden artması ile yeniden toparlanıyor. Artık “iki kutuplu” dünya yerini “çok kutuplu” dünyaya bırakıyor. Artan bilgi ve iletişim teknolojileri bir yandan karar alıcılara avantaj sağlarken “asimetrik bilgi” de siyasi ve ekonomik hayatı daha “kararsız bir denge” içinde hareket etmeye zorluyor. Öte yandan yerleşik iktisadi ezberler daha fazla sorgulanıyor. 2008 Küresel Finansal Krizi’nin ardından “ekonomi güvenliği” kavramı her zamankinden daha fazla önem arz ediyor. Savaşların arkasındaki ekonomik sebepler artık gizlenmiyor ve açıktan ekonomik kaynaklarla ilgili olduğu ifade ediliyor. Şüphesiz tüm bu yaşananlara sadece “değişim” deyip geçmek mümkün değil. Bu, öyle etkileri anlık olan bir “devrim” de değil. Bunun adı “kabuk değiştirme”. Dünya yeni bir dönem için kabuğunu değiştiriyor. Yani “yeni bir denge” inşa ediliyor. Bu değişimin finans sistemine etki etmemesi mümkün mü?

STRATEJİK YANLIŞ

Faiz mi riba mı? Bu konu için hemen Elmalılı Hamdi Yazır’a atıf yapalım. Elmalılı şöyle diyor; “Dünyanın bugünkü faiz işlemleri nitelik bakımından cahiliye dönemindeki adetten başka bir şey değildir. Zaman zaman faiz miktarının azalması veya çoğalması işlemin niteliğini değiştirmez.” O halde ister adına faiz deyin ister riba ortada olan şey İslam’ın net bir şekilde yasakladığı bir olgudur. Ancak faize sadece İslam’ın karşı çıktığı gibi stratejik bir yanlış var. Zira riba veya faiz yasağı Tevrat ve İncil’de de görülmektedir. Dolayısıyla faizin sadece İslam’da yasak olması üzerine inşa edilen ve faizli sisteme alternatif olarak “İslami Finans” kavramı yerine “faizsiz finans” kavramının kullanılması gerektiğini hatırlatmakta fayda var. Şöyle örnek verelim; terör terördür. İslami terör diye bir şey yoktur. Sonuçta elindeki silahı insan öldürmek için kullanan bir terörist vardır. Finans da böyledir ve faiz Eflatun’un da dediği gibi zenginin fakiri sömürme aracıdır. Dolayısıyla olması gereken üretimi önceleyen bir finansal sistemdir. Yani finans (faizli), para ile para kazanılan değil para ile üretim yapılan bir finans olarak kurgulanmalıdır. Bu küresel bir ihtiyaçtır ve bunu tesis etmek sadece İslam açısından bir gereklilik değildir.

Reel üretim ile ilgili olmayan her türlü finansal enstrüman yıkıcı etki bırakır. Yıkıcı olan her şey de toplumsal barışı ve sosyal adaleti bozar, eşitsizlikleri artırır. Bugün dünyada olan tam olarak budur. Esasen adına modern denen finans sistemi de bir “servet transferi” mekanizması olarak kurgulanmıştır.

TERS ORANTILI ŞEYLER

Maalesef çoğu zaman olguların sahibi biz olsak bile terminolojisini biz belirleyemiyoruz. Tıpkı Doğu-Batı ayrımında olduğu gibi. Bugünkü dünya haritası Kıta Avrupa’sını Merkez’e alır. Dolayısıyla biz bu haritanın Doğu’sunda olduğumuzu görürüz. Ancak aynı haritayı dünyayı biraz sola döndürerek başlatırsanız, aslında bugünkü Batı’nın Asya’nın Doğu’su olduğunu görürsünüz. Maalesef aynı saikle akademik çalışmalarda “İslami Bankacılık” ifadesini kullanmak zorunda kalıyoruz.

İlk adımları 1960’lı yılların başında Mısır’da atılan ve bugün yaklaşık 1,6 trilyon dolarlık bir büyüklüğe ulaşan İslami Bankacılığa olan ilginin her geçen gün artıyor olduğunu görüyoruz. Ancak burada vahim bir tablo var. İslami bankacılığın oranı küresel bankacılığın içinde sadece yüzde 1. Bugün zengin petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip ülkelerin nüfus yoğunluğunun Müslüman olduğunu görürsünüz. Söz konusu petrol ve doğalgaz ticaretinden elde edilen gelirlerin yani nakit paranın da bu ülkelere ait olduğunu biliyoruz. Ancak garip olan; eşitsizliğin, açlığın, çatışmanın, savaşın ve eğitimsizliğin de en çok bu ülkelerde olduğudur. Özetle bu ülkelerin kaynakları ile yaşam kaliteleri arasında bir ters orantı var.

ÇIKIŞ YOLU VE ÖNERİLER

Bu tezat durum şüphesiz sürdürülebilir değil ve bir an önce bir çıkış yolu bulmak gerekiyor. Elbette Kudüs konusunda bile kafalarını kuma gömen pek çok İslam ülkesi yöneticisinin hemen bir tavır göstereceklerini iddia etmiyorum ancak yapılması gereken şeyler olduğu ortada. Örneğin; İslam ülkeleri ellerindeki zengin yeraltı kaynaklarının ve bunların satışından elde edilen nakdin üretime ve yatırıma yönelik kullanılacağı alternatif küresel bir modeli inşa etmelidir. Ellerindeki finans kaynaklarıyla daha çok üretim yapmak ve üretim maliyetlerini düşürmek üzerine model geliştirmelidir. Sadece “katılım bankacılığı” değil aynı zamanda “yatırım bankacılığını” da önceleyen bir yaklaşımı benimsemelidir.

Bu noktadan hareketle şunu ifade etmekte yarar var; Erdoğan’ın faiz konusundaki görüşleri, sadece Türkiye’nin bugünkü cari tartışmalarının değil küresel gerekliliklerin bir sonucudur ve Birleşmiş Milletler’deki çarpık yapıya yaptığı itirazın yerleşik iktisadi anlayıştaki tezahürüdür.”

Kaynak: https://www.yenisafak.com/yazarlar/leventyilmaz/faiz-ve-stratejik-bir-yanlis-2045871

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir